Herkese selamlar! Bugün, Birleşik Krallık’a geçiyoruz. İngiliz Metalcore ve Thrash Metal alaşımlı müzik grubu “Sylosis”in bu yıl çıkardığı “The New Flesh” albümünden sizlere söz edeceğim. Sylosis benim için sadece yeni albüm çıkardığında dinlediğim bir grup. Bunu grubu yermek için söylemiyorum. Aklıma doğru düzgün gelmediği için ve Metalcore dinlemek gibi bir arzum olduğunda da başka gruplara yöneldiğim için bunu diyorum. Sylosis’i ilk defa 2020 yılında çıkardığı “Cycle of Suffering” albümü ile dinlemiştim. Bu albüm aslında iyi bir tanışma albümü olmuştu benim için. Sylosis’in ne denli büyük potansiyele sahip olduğunu ve gayet iyi müzik yaptığını keşfetmiş oldum. Fakat dediğim gibi benim için kalıcı bir grup olamadı hiçbir zaman. Çalma listemde bazen şarkısına denk geldiğimde dinlediğim bir gruptan öteye gidemedi. O da zaten Cycle of Suffering albümünden parçaları dinliyordum. Çünkü bu albüm sonrasında çıkan, 2023 yılı etiketli “A Sign of Things to Come” öylesine kötü bir albümdü ki o albümü listeye almayı bırakın, herhangi bir şekilde bir daha duymak bile istemedim. Bana sorarsanız Sylosis’in yaptığı müzik zaten pamuk ipliğine bağlı. Bir albümde gayet iyi iş başarırken diğer albümünde bu başarıyı sürdürmesi çok zor oluyor. Modern grupların birçoğunda bu durum var aslında. En azından ekstrem gruplar haricinde bunu çokça görüyorum. Sylosis, 2000’lerin başından bu yana Metal camiasında yer alan ve ciddi anlamda saygı gören bir grup. Fakat benim gibi işin biraz daha sert kısmını seven veya Metalcore deyince aklına daha başka gruplar gelen kişiler için pek de bir şey ifade etmeyen bir grup. The New Flesh’i baştan sona iki defa dinledim ve Sylosis’in bendeki yerini tam olarak saptadım.
Grubun bendeki yeri tam anlamıyla hiçbir yer oldu. Sylosis’in tarzını, Metal’e olan yaklaşımını ve müzisyenlik kısmını anlıyorum. Yaptığı işi idrak edebiliyorum. Fakat kim ne derse desin bu tür albüm kritik işleri objektif bakış açısından daha çok subjektiftir. Bu yüzden de kendi duygularımı ve düşüncelerimi aktarmaktan kendimi alamayacağım. Bu albüm bana adeta bir yapay zeka ile yapılmış albümü havasını verdi. Her şey öylesine metodik, modern ve teknolojik ki Metal’in gerçek anlamda ruhunun bu olduğunu düşünmüyorum. Bana göre Metalcore zaten tür olarak bütün bunları barındıran sancılı bir tür. O yüzden de bu türü icra eden grupların ruha dokunur işler yapması çok nadir oluyor. Bu yüzden belki de “Trivium” harici herhangi bir Metalcore grubunu dinlemek benim için zulüm gibi oluyor. The New Flesh’i dinlemeden önce albümden biraz umutluydum. Çünkü bir önceki albüm gerçek anlamda vasat altı bir işti. Bu albümde grubun çok daha iyi bir forma bürünmüş bir albüm sunmasını bekliyordum. Temelde aslında A Sign of Things to Come’dan iyi bir iş. Fakat genel perspektiften baktığımızda yine içler acısı bir albüm bana sorarsanız. Dediğim gibi virtüözlük göstereceğiz adı altında her şeyin bu kadar teknik şovu olması beni artık çeken veya hayran bırakan bir şey değil. Bu tür teknik şovları Death Metal’de dinlediğim zaman ihya oluyorum. Orada bile artık işin o virtüözlük kısmı bende pek bir şey ifade etmiyor. Prodüksiyon kalitesi olarak ve işin diğer teknolojik alt yapısı olarak her şey kusursuz. Belki de bu kadar kusursuz olması bu albümü benim için yapay ve zevksizlik abidesi olarak gösteriyor. Bu söylediklerime çoğu kişi katılmayabilir ama dediğim gibi albüm dinleme etkinliklerimiz, yorumlarımız ve duygu edinimlerimiz özneldir. Bu yüzden de burada okuduğunuz şey Cem Erdal’ın düşünceleridir.
Bu albüm hakkında söyleyeceğim pek fazla bir şey de yok aslında. İyi şarkılar var ama o iyi şarkılar da kendi içinde yine zayıflıklar barındırıyor. En başta da temiz vokal kısmı gerçekten içler acısı. Bir pop şarkıcısının şarkıları söylediğini duyuyor gibiyim. Diğer taraftan biraz da “James Hetfield” öykünmesi var. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde önceki albümden iyi ama genel olarak vasat bir albüm olduğunu düşünüyorum. Bir başka yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Albüm Puanı: 6,5/10


Yorumlar
Yorum Gönder