Herkese selamlar! Bir süredir ortalıklarda yoktum. Ben de her normal insan gibi kafa dinleme moduna girdim. Bir 10 günlük zihin boşaltma tatilinden sonra tekrar klavyenin başına geçtim. Bu 10 günlük süreçte hiçbir şekilde müzik dinlemedim. Bakın, Metal dinlemedim demiyorum. Müzik dinlemedim. Sadece doğanın sesi ve sessizliği tercih ettim. İnsanın arada sırada kendine bu iyiliği yapması gerekiyor. Çünkü rutin hayatımızda olan şeylerin aslında bizi biz yapan form faktörler haline geldiğini unutuyoruz. Bunu söylerken işten, güçten bahsetmiyorum. Şehirlerde sürdürdüğümüz sosyal hayatımızdan bahsediyorum. İnsanlarla içli dışlı olan ve bunu çok matah bir şeymiş gibi yürüten bizlerden bahsediyorum. Yaş ilerledikçe sıradan insanlara olan tahammülüm daha da azaldı ve o yüzden kendi başıma geçirdiğim şu 10 günlük arınma tatilinin bana çok iyi geldiğini gönülden söylüyorum. Kendimle ve insanlıkla ilgili kısa bilgilendirmeden sonra gelelim şehir hayatının gürültüsünden kaçmak için kendimizi attığımız bir başka deli gürültü olan Metal’e! Ağustos ayını bitirmeye son 3 gün kaldı. Bu yüzden ben de 31 Ağustos Pazartesi günü dahil olmak üzere bu 3 gün için geçmişe döneceğim. Siteye yazmak istediğim ama bir türlü fırsat bulup yazamadığım eski tarihli 3 albümün kritiğini yazacağım. Bunlardan ilki İsveçli “Ultra Silvam”ın 2022 yılında çıkardığı 2 numaralı stüdyo albümü “The Sanctity of Death” oluyor. Ultra Silvam’ı 2019 yılında çıkardığı ilk albümü “The Spearwound Salvation” ile keşfetmiştim. O albümü öylesine çok sevmiştim ki epeyce bir süre dinlemiştim. Aynı yılda çıkan “Mgła” albümü “Age of Excuse” ile en çok dinlediğim Black Metal albümü olmuştu. Ultra Silvam’ın icra ettiği Black Metal için Thrash ve Punk alaşımlı bir Black Metal diyebiliriz. Grubun ilk albümü The Spearwound Salvation’ın kritiğinde de söylediğim gibi o albüm “Tribulaiton”ın ilk zamanlarını hatırlatıyordu bana. Hatta doğrudan “The Formulas of Death”in karşısına konumlandırmıştım. Ultra Silvam ve The Spearwound Salvation ile ciddi bir zaman geçirdikten sonra doğal bir süreç olarak başka albümleri dinledikçe bu albüm geri planda kalmaya başladı. Bir süre sonra da Ultra Silvam’ı tozlu raflarda unutmuş oldum. The Sanctity of Death’i birkaç ay önce aslında görmüştüm. 2022 yılında kritiğini yazmam gereken bir albümdü ama ben kaçırmıştım. Bu albümü bir süredir dinliyorum ve sonunda hakkında bir şeyler söylemek için klavyenin başına oturabildim.
The Sanctity of Death’i dinlediğim süre boyunca aslında Ultra Silvam’ın Black Metal tarzını unutmadığımı ve bu albümün ilk şarkısının bir kıvılcım etkisi yaratıp, sonrasında yangın yerine dönüşen bir hava verdiğini fark ettim. Bazı grupların bu etkisi vardır. Uzun süre dinlemezsiniz ve yeni bir şey ortaya koyduğunda o grup ve ilk dakikasını dinlemeye başladığınızda grubun o müzik tarzının bütün genomu zihninizde belirir. Ultra Silvam da öyle bir grup. Oldukça hırçın, kaotik ve hırpani bir müzik icra ediyor. Fakat bu özelliklere sahip olmasına rağmen tehditkâr bir müzik diyemeyiz buna. Örneğin “Watain”in de benzer forma sahip şarkıları var bu albümdeki gibi. Fakat onlar günün sonunda şeytani varlığı çok uç olan bir albümde bir araya geliyorlar ve bizlere o bildiğimiz klasik Black Metal’in şeytani ve tehditkâr havasını verebiliyor. Ultra Silvam’da ise Punk ve Thrash etkisinden mütevellit öylesine uç bir durum yok. Şarkı yazımları yer yer o şeytani havayı barındıran sekanslara sahip olsa da albümün bütünün o hava ile bezeli olduğunu söyleyemem. Oldukça hızlı tempoya sahip şarkılar dinliyorsunuz. Davul yazımı özellikle bu albümdeki o hızın ve kaosun en belirgin olduğu enstrüman diyebiliriz. Gitarları oldukça iyi besliyor ve oldukça sağlam bir hız ve çeşitlikle bunu yapıyor. Diğer taraftan bas gitarın da yer yer şarkılarda distorsiyonlu tonunu duyuyorsunuz. Fakat o kadar yoğun bir şekilde değil. Vokal performansı olarak da ben önceki albümde “M.A.”nın performansını çok beğenmiştim. Bu albümde de gayet başarılı buldum. Prodüksiyon kalitesi olarak da bu albümü besleyebilen bir ses altyapısı ile kaydedilmiş şarkılar. Belki davulun kaydı biraz daha iyi olabilirdi ama o da o kadar büyük bir dert değil günün sonunda.
İsveçli Ultra Silvam’ın Black Metal sahnesindeki yeri henüz yükseklerde değil. Sanırım bunda grubun da biraz yanlış yönetimi var. Ya da Ultra Silvam’ın böyle bir derdi yok. Her iki şekilde de mümkün. Fakat bu grubu canlı dinlemek ve dinleyici kitlesinin giderek arttığını görmek istiyorum. Bu ne zaman olur bilmiyorum. The Sanctity of Death ise bir önceki albümünden aslında farklı pek de bir şey sunmuyor bize. Ultra Silvam kendi benimsediklerini yine benzer bir şekilde yazmış ve çalmış. İki albüm de dinlemesi gayet keyifli işler. Fakat bu benzer işler bir süre sonra kabak tadı vermeye başlar mı? Orasını da sizlerin fikirlerine bırakıyorum. Bir başka yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Albüm Puanı: 7,5/10


Yorumlar
Yorum Gönder