Herkese selamlar! Bugün, uzun bir aradan sonra siteye görkemli bir albüm yazıyor olmanın büyük keyfi ile izleri selamlıyorum. Death Metal sahnesinden bir başka grupla yola devam ediyoruz. Her ne kadar bu yılın sonuna az kaldıysa da ben yine olabildiğince albüm kritik yazısını yazmaya çalışacağım. Daha öncesinden de dediğim gibi bazı albümlerin değerlendirmesini yazmak bu sene içinde mümkün olmayacak. Tek başıma ancak bu kadar yazabiliyorum. Her sene daha fazla albüm kritik yazısını siteye yazmak için elimden gelen çabayı gösteriyor ve bunu büyük ölçüde de başarıyorum. Bu gibi ufak detaylardan bahsettikten sonra şimdi gelelim sizlere bahsedeceğim görkemli albüme. İngiliz Death Metal grubu “Qrixkuor”un bu yıl çıkardığı “The Womb of the World” albümü bu yıl dinlediğim görkemli albümler arasına girmeyi başardı. Özellikle Death Metal’i Avant-garde Death Metal ve Ambient Death Metal ile sentezlemesi ve bunu çok da iyi bir düzeyde yapıyor olması Qrixkuor’u çok dikkat çekici bir grup yapıyor. Dahası atmosferik öğelerde hem senfonik hem de koro eşliğini kullanarak (yeterli düzeyde kullanarak) her bir şarkının ne denli ihtişamlı olacağını giriş kısmından bizlere gösteriyor. The Womb of the World hakkındaki duygu ve düşüncelerimi sıralayayım şimdi.
Bu albümü görkemli kılan sadece atmosferik öğelerin albümün genelinde kendini çok net ve iyi bir şekilde gösteriyor olması değil. Bunun yanında ciddi anlamda kompleks riff yazımları ve bu rifflerden bir hayli fazla olmasıdır. Tek bir şarkının süresinin 17 dakikayı bulabildiği bir durumdan bahsediyorum. Bu 17 dakikalık şarkıyı sürekli dinamik kılmak ve ihtişamından ödün vermemek ciddi bir mesele. Qrixkuor bunu öylesine iyi bir şekilde kotarmış ki albümde bulunan 4 şarkıdan hiçbiri sizleri sıkmıyor. Tam tersine her bir şarkının içinde bulunan fazlaca değişkenlikten ve çeşitlemelerden dolayı sürekli bir heyecan ve merakla dinliyorsunuz. Bu albümdeki 4 şarkıyı 4 saatlik bir epik filmin içine soundtrack olarak yaysanız hiç rahatsız olmazsınız. Hatta o filmden etkilenme oranınız da bir hayli artar. Ben The Womb of the World’ü dinlerken tam olarak bunu düşündüm. Sadece bir müzik albümü dinlemiyordum. Baştan sona duyusal bir sanat eserinin farklı sanat dalları ile olabilecek sentezini düşünüyor ve bunun ne derece etkileyici olabileceğine kanaat getiriyordum. Örneğin albümün son şarkısı ve bana göre en muazzam eseri olan, albüme adını veren “The Womb of the World”ü dinlerken “Thomas Cole”un “The Course of Empire – Destruction” eserini gözümün önüne getirdim. Bu resmin bir arka plan müziği olsa kesinlikle bu şarkı olurdu diye düşündüm. Öylesine görkemli bir resme böylesine görkemli bir şarkı eşlik etmeli. 2011 yılında “Steve P.” tarafından temelleri atılan ve daha çok bir solo proje olarak ilerleyen Qrixkuor’un bu zamana kadar çıkardığı ikinci LP’si oluyor The Womb of the World. Ayrıyeten 2 tane de EP’si var. Bu eserlerin hepsi eleştirmenler tarafında çok yüksek puan almışlar. Zaten almasalardı şaşırırdım. Albümde müzikal olarak eleştirebilecek hiçbir şey yok. “Blut Aus Nord, Deathspell Omega ve Ignis Haereticum” gibi dehşetengiz grupların sentezi gibi bir oluşum Qrixkuor. Bu da zaten bu grubun ne derece ihtişamlı olduğunun bize kanıtı oluyor. Gitarlardan bas gitara, vokalden davula kadar her şeyi ile şahane müzisyenlik görüyoruz. Zaten davul hariç her şeyi yaratan adam Steve. Davulun başında ise “D” mahlaslı bir arkadaşımız var. Onun da davul başında muazzam iş çıkardığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.
İngiliz Qrixkuor’u The Womb of the World albümü ile keşfettim. İyi ki de keşfettiğim dediğim gruplardan bir başkası oldu bu grup da. Dinlemekten büyük keyif aldığım, etkilendiğim ve her şeyi ile beni de kendi atmosferine sokan bir albüm oldu The Womb of the World. Sizler de eğer bu güzide eseri bu zamana kadar dinlemediyseniz mutlaka dinleyin. Bir başka yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Albüm Puanı: 10/10


Perdition Temple'ın yeni albümünün incelemesi gelecek mi?
YanıtlaSilMerhaba, albüm kritik listesinde yok. Dahil etsem de yıl sonuna kadar yetişmez.
Sil