Herkese selamlar! Dünkü albüm kritik yazısı olan “The Ruins of Beverast”in “Tempelschlaf”ta da belirttiğim üzere, 2026 yılında çıkacak olan albümleri biriktirene kadar bir süre eski albümlerden sizlere bahsedeceğim. Bu, benim için de iyi oluyor. Uzun süredir siteye yazmak istediğim ama güncel albümlerden fırsat bulup da yazamadığım albümlerden bir kısmını en azından yazabileceğim. Bugün yönümüzü Black Metal’in doğduğu topraklara, İskandinav Yarımadası’na, çeviriyoruz. Black Metal’in doğum ülkesi olarak Norveç’i gösterebiliriz. En azından ben böyle gösteriyorum. Çünkü garip bir şekilde hala bu konu netliğe kavuşmuş değil. Bir kesim “Venom”un “Black Metal” albümünden dolayı bu türün ilk icra edildiği ülke olarak İngiltere’yi gösterirken, diğer taraftan esas olarak Black Metal formunu bize gösterenin “Bathory” olduğu ve İsveç’in buna ön ayak olduğu söylenir. Fakat Black Metal’in gerçek o kaotik ve tekinsiz hali ise Norveç topraklarında “Mayhem” ile atılmıştır diyenler de fazladır. Ben işin Norveç kısmına inanan ve bu önermenin doğru olduğunu düşünenlerdenim. Venom’un Black Metal albüm kritik yazısında da bahsettiğim gibi, Venom belki bu türün isim babası olabilir ama müzik olarak Black Metal ile alakası olmayan bir müzik icra etmiş grup. Bu yüzden de Venom için Black Metal’in atası demek bana hiç mantıklı gelmiyor. Diğer taraftan Bathory’nin durumu ise daha kompleks. İşte bugün ben de size bu kompleks durumu elimden geldiğince açıklamak ve Bathory’nin kendi adını verdiği ilk albümden söz etmek için klavyenin başına oturdum.
Bu zamana kadar Bathory’nin hiçbir zaman sıkı bir dinleyicisi olmadım. Evet, bu gruba büyük saygı duyuyorum ama beni kendilerine çeken pek bir tarafı olmadı. Aslında diskografisini genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Fakat o kadar fazla grup dinliyorum ki Bathory’inin bendeki ilgi çekici olma seviyesi çok aşağılarda kalıyor. Hazır kendime bir boşluk yaratmışken özellikle bu İskandinav Black Metal gruplarını ele almak istedim. Tabi ki köklü gruplardan bahsediyorum. Bathory de ilk yöneldiğim grup oldu. Yıllar önce Bathory’i dinlerken dinlediğim türün Black Metal olduğuna kendimi ikna etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Çünkü benim için Black Metal, Bathory’nin çalıp söylediği şey değildi o zamanlar. “Gorgoroth” ile Black Metal camiasına giriş yapmış biri olarak çok daha agresif, sert, şeytani ve karanlık bir müzik dinlemeyi bekliyordum. Bathory’nin ilk albümünde bunlardan sadece işin karanlık ve şeytani kısmı vardı. Bu kadarı bu albümü bir Black Metal albümü yapmaya yeter miydi peki?
Birkaç gündür Bathory albümünü dinlerken ben de başka bir kapı daha açıldı. Zaten Black Metal, Thrash Metal’in yan çarı gibi bir şey. Bu yüzden de bu iki müziğin birbirine benzerliklerini yıllardır söylerim. Fakat bu albüm özelinde “Slayer”ın “Show No Mercy” albümünü de Black Metal albümünden sayabilir miyiz diye düşünmeden edemedim. Çünkü form olarak o kadar benzerler ki ve bu benzerlik sadece müzikal tarafta kalmayıp, tematik tarafta da devam edince haliyle beni böyle bir düşünce aldı. Ya da diğer taraftan bakarsak Bathory albümü aslında ilk Thrash Metal albümlerinden biri olarak da gösterilebilir mi? Buradaki ayırt edici unsurların vokal tarzı ve albümlerin farklı atmosferlere sahip olması olduğunu düşünüyorum. Geri kalan her şey çok fazla benziyor. Yazının başına dönecek olursak; benim için Black Metal’in esas olarak Mayhem ve Norveç etkisi ile başladığını söylemiştim. Sebebi de tam olarak bu yüzden işte. Norveç gruplarından duyduğumuz şeyin sapına kadar Black Metal olduğunu düşünüyorum. Thrash Metal etkisi yok değil yine ama daha az ve kaos seviyesi daha yüksek.
1983 yılında, “Thomas Börje Forsberg” tarafından temelleri atılmış, esasen tek kişilik bir proje olarak hayata başlıyor Bathory. İsmini de “Kanlı Kontes” olarak bilinen Macar kontesi “Elizabeth Bathory”den almaktadır. Thomas’ın Bathory’deki mahlası da “Quorthon”dur. (2004 yılında kaybettik.) Bir süre, Bathory adına birçok şeyi kendi çalıp, kendi kaydetmiş ve kendi söylemiştir. Buna Bathory albümü başlangıç olarak gösterilebilir. Black Metal’in bir yeraltı türü olduğunu düşündüğümüzde Bathory’nin ilk albümünün de bunu çok net bir şekilde yansıttığını görürüz. Zaten albüm garajdan bozma bir yerde, neredeyse en dandik ses kayıt teknolojileri ile kaydedilmiştir. Bu yüzden de bu albümün soundunun otomatik olarak karanlık olması da şaşırtıcı değil. Qourthon’un oldukça basit ama etkili rifflerle yazdığı şarkılar hem Thrash Metal hem de Black Metal tarafını temsil etmektedir. Bu albümün etkileyici bir tarafı var. Fakat bunun tamamen müzikten dolayı olduğunu düşünmüyorum. Bathory’nin kurulduğu yıl, Quorthon’un içinde bulunduğu ekonomik darlık ve oldukça pespaye bir şekilde basılmış olan fiziksel albümleri düşündüğümüzde Bathory adeta yoktan var edilmiştir. Bütün bu imkansızlıklar dahilinde, karanlıktan bir sabah yıldızı doğmuştur. Bu yüzden de bu albümün neden yıllarca böyle romantikleştirildiğini anlamak çok da zor değil. Ben de bu albümü dinlerken, albümün kaydedildiği şartları düşünüyor ve o yıllarda böylesine cesaret isteyen bir işe girişildiğine hayret ediyorum. Fakat böyle gruplar sayesinde zaten günümüz Black Metal’inde dehşet şeylere tanıklık ediyoruz. Kökleri unutmak ve Black Metal’in esas formunu yok saymak asla kabul etmediğim bir şeydir. Yoksa bu albümü teknik açıdan inceleyecek olsanız elbette birçok eleştiride bulunabilirsiniz. Fakat söylediğim bütün faktörleri dahil ettiğinizde bu albümün gerçekten de çok niş ve önemli bir noktada olduğunu anlarsınız.
Tıpkı birçok Black Metal dinleyicisi gibi benim için de bu albüm büyük bir önem arz ediyor. Bu albümden sonra Black Metal’in daha da güçlenerek ve çeşitlenerek yoluna devam ettiğini biliyorum. Tam anlamıyla belki bir Black Metal albümü değil ama en azından Venom’unki gibi Black Metal’i sadece isimde barındıran bir albüm de değil. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Albüm Puanı: 10/10




Yorumlar
Yorum Gönder